Zaman düşer ellerimden yere...
Bizler,cinselliğin
dillere sakız olduğu bir furyayız,zaar.Sadece dilimizde ve açabildiğimiz kadar
göğüs dekoltesinde saklı tüm yosmalığımız.İçki
masalarının kokusundan iğrenecek kadar masum,o masalarda gerdan kıracak
kadar yolcuyuz belki de.Nereye böyle?
Haklıydı koca adam.Birinin gözlerine bakmadan oynamak,zor olmalıydı.Eller
güzeldi.
Şimdilerde saçlarımız omuz hizasında açık,gözlerimizde sürmeler,tırnaklarımızda
rengarenk ojeler,bekliyoruz.Hala annelerimiz hayallerindeki helal süt emmiş
kara yağız delikanlıları.
Bu çılgın cesaret vermeler de cabası.
Ne kokular gelip geçiyor sokaklarımızdan,biz sokaklardan,kaldırımlar
ayaklarımızdan,fotoğraf kareleri egolarımızdan.Sımsıkı tutunuyoruz
kadınlığımıza;henüz kadınlığı tatmadan,çocukluktan kalma bir ergen
havasında.Doğrudur,penislerine karakter yüklediğimiz erkeklerimizi,bizim
olmaları için,hatta bize hükmetmeleri için bekliyoruz.Gelip yıkmalılar
duvarları ve sahip olmalılar benliğimize.Ancak böylesiyle anne,kadın,sevgili
olabiliriz.
Ellerimiz.Kimimizin ince uzun,kimimizin süt beyazı elleri…Her biri bir erkeğin
biçimsiz vücudunda anlamlanmayı bir borç biliyor kendine.Kalem tutan
ellerimiz,güzel çiçekler kokuyor belki bu yüzden.
Sonrası iki çift göze büyükce bir burun yerleştirilmiş,yanaklarından kıllar
çıkmış onlara,sırf çirkin olduklarından bağlanmak.Çirkin olduklarından sevmek
onları.
Çiçek kokan elleri,biraz büyük,biraz da kaslı eller arasında kaybetmek…
Çünkü bizler yani kadınlığı içinde bir hazine gibi taşıyan,gönüllerinin
bekaretini sadece kıllı bir varlık ile yitirecek henüz taze süt dolmamış
göğüsler;çirkin duvarların ardında soyulmayı hep isteriz.
Sorarlar adama; NEREYE GİDİYORUZ?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder