Vallahi şu 'aşk' dediklerinden.
Karasal memleketim günden güne büyüyen bir kalabalığa açıyor midesini.Doymuyoruz.Doymadıkça çoğalıyor sesler,artık sokaklarda bas bas bağırabiliyoruz.Memleketimi kıskanıyorum,ben kıskandıkça çoğalıyor aşıkları.Hikayeler bir yerde kesişiyor işte ben orada,defolup gitmek istiyorum porsuğun öz suyuna.
-Bu şehrin bekleyeni olmak.
Yıllardır sonbaharı,giden dostlarımı,sevdiğimi,bir yerlerden gitmiş olup buraya dönecek olanları hunharca bekliyorum.O kitapçı hiç bozmadı kendini aferin ona.Arada kıytırık kitap satıyor ama kitabın kıytırığı olur mu tartışılır.Hem ben hala tek başıma çayımı içip Adalara modalara karşı içlenebiliyorsam,bir şeyler aynı kalmış demektir.Sandalyeler çoğalıyor,tek oturanlar çoğalıyor.Bu durumda ben yalnızlığımdan biraz hafiflemiş oluyorum.Başkaları da yalnız ise öyle saygı duyuyorum ki oturuşlarına.Cigarası telleniyor,oh diyorum,etrafı süzüyor bir oh daha...
-Bu kalabalıkta kendime bir yer buluyorum işte.-bütün mesele bu
Sonra aşk ile uçup gitti kalabalık.Kimseyi görmedim.Ne yolun yarısından fazlasını kaplamış sandalye-masalar umrumdaydı ne gürültü...Popomuza bir yer bulduk (yanyana).Önemli olan buydu,popolarımız yanyana çay içebilmiştik.Ne benim yalnızlığım kalabalıkta dertlenecek bir şey aradı ne kalabalık beni yalnız bildi.Kalabalıktan birileriydik,mutluyduk,aşıktık.Kalabalığın canı cehenneme!
-En sevdiğimi düş bahçesinde bıraktım.
Bu karasal memleketin adı önemsiz sokaklarının birinin yarısında,arkamdan bakarken o,yürüdüm.Onu arka sokakların birinde bırakıp ( hep orada kalacağını umarak) kalabalığa karşı tek başıma oturduğum bir sandalye bulmak için.Bir daha arkama bakmadım.Baksaydım yalnız sandalyelerde çay içmek çok zor olacaktı.Kısacası yine yeniden ''popoyu bekleme moduna aldım''.
Bu kez ne son baharı,ne gideni ne de bir yerden gelecek olanı beklemek...Bu kez sadece hayatı beklemek...Başlamak için can atan bir hayatı...
14 Ağustos 2013 Çarşamba
7 Temmuz 2013 Pazar
yaysam mı yaymasam mı
Tanrım !
Güneşli bir pazar gününe uyanmak istemiyorum.
Göğsüme oturmuş acımasız bir hayvan bu hasret.Yolları kafamdan haritanın en sağ altına doğru aşıyorum,geçmiyor.Limonata yapmak gelmiyor içimden,haberleri okuyamıyorum çünkü karşı konulmaz bir astigmat gözlerimi ele geçiriyor kan karşısında.Unuttuğum belki hiç bilmediğim bıyıklı adamları çocuk bir aşkın beşiğinde boğuyorum.
Bir şeyler değişiyor,bir şeyler değişiyor.Durmadan.
-kalbim göğsümden büyük benim.
Üç-beş gün açmasam bilgisayarı-ne güzel bir Türkçe'dir bu bilgisayar sözü- birşeyler değişmiş oluyor.
Olaylar,kanlı günler,vurulan isimler,feysbükün tıkladığım alanları,simgeler,simgeler,simgeler.
Güneşli bir pazar gününe uyanmak istemiyorum.
Göğsüme oturmuş acımasız bir hayvan bu hasret.Yolları kafamdan haritanın en sağ altına doğru aşıyorum,geçmiyor.Limonata yapmak gelmiyor içimden,haberleri okuyamıyorum çünkü karşı konulmaz bir astigmat gözlerimi ele geçiriyor kan karşısında.Unuttuğum belki hiç bilmediğim bıyıklı adamları çocuk bir aşkın beşiğinde boğuyorum.
Bir şeyler değişiyor,bir şeyler değişiyor.Durmadan.
-kalbim göğsümden büyük benim.
Üç-beş gün açmasam bilgisayarı-ne güzel bir Türkçe'dir bu bilgisayar sözü- birşeyler değişmiş oluyor.
Olaylar,kanlı günler,vurulan isimler,feysbükün tıkladığım alanları,simgeler,simgeler,simgeler.
18 Mayıs 2013 Cumartesi
Ben şiirlerden kendime üst baş biçtim.
Güneşli miydi gün -güneşliydi.Oysa ki onu anmamıştım-dıştan- İçimde belki de bir şeyler uğraşıyordu onunla.Vakit gece olana dek...Gece olunca zavallı bir enkaz aşk,şahlandı parmaklarımda.Bilincini yitirmiş olamalı ki o an herşey,önüme birer birer döküldüler.
Geçmiş-geçmemiş.
İnsan kendi uydurduğu hikayelerden kolay vazgeçemiyor.
Güneşli miydi gün -güneşliydi.Oysa ki onu anmamıştım-dıştan- İçimde belki de bir şeyler uğraşıyordu onunla.Vakit gece olana dek...Gece olunca zavallı bir enkaz aşk,şahlandı parmaklarımda.Bilincini yitirmiş olamalı ki o an herşey,önüme birer birer döküldüler.
Geçmiş-geçmemiş.
İnsan kendi uydurduğu hikayelerden kolay vazgeçemiyor.
15 Nisan 2013 Pazartesi
Kargalar dönüp dolaşıp bizi buluyor 2.baskı.
Zavallı memleketimin insanları-lütfen tonlamaya dikkat edelim-
Bazen memleketim zavallı,bazen insanlarım.
Efendim,ben bahara bahar demem bahar bende olmayınca.Nedir bu hayvan sevgisi? -derdinden öleceğim- Gerçi biz alıştık Adalarda modalarda eli yüzü kirli mendil satan çocuklara.Bence hayat onlara para kazanmayı değil,yüzsüzlüğü öğretiyor.Yüreği kirli insanların birkaç dakikalık zevklerinden doğma o kıyafetleri kirli çocuklar,geleceğin.Titrek sokak hayvanları yararına yapılan şaşalardan bir tutam rica etsem? Belki o kirli çocukların ağız kokusu yumuşardı.
Kendini bir b*k zanneden ile kendini hiç bilemeyen insan arasında bir fark yok aslında.
Zavallı memleketimin insanları-lütfen tonlamaya dikkat edelim-
Bazen memleketim zavallı,bazen insanlarım.
Efendim,ben bahara bahar demem bahar bende olmayınca.Nedir bu hayvan sevgisi? -derdinden öleceğim- Gerçi biz alıştık Adalarda modalarda eli yüzü kirli mendil satan çocuklara.Bence hayat onlara para kazanmayı değil,yüzsüzlüğü öğretiyor.Yüreği kirli insanların birkaç dakikalık zevklerinden doğma o kıyafetleri kirli çocuklar,geleceğin.Titrek sokak hayvanları yararına yapılan şaşalardan bir tutam rica etsem? Belki o kirli çocukların ağız kokusu yumuşardı.
Kendini bir b*k zanneden ile kendini hiç bilemeyen insan arasında bir fark yok aslında.
26 Mart 2013 Salı
Uyanamadı.Ne gevşek kordonmuş bu!Artık uyku dahi yaşam gibi,gözleri yarı açık.Rüya ile şimdi arasında.Gerçek demiyorum,gerçek ne idi onu unuttu.
Yataktan birden fırladı.Saatlerdir,bunun için uğraşıyordu zaten.Sonunda fırlayabilmiş,günün yarısını-gece ile başlayan gün- tüketmişti.
-Hatay'a gidiyorum canım,kimsenin haberi yok.Buradan tek bir firma gidiyormuş,oldukça kötü ama yapacak bir şey yok.On saati aşar yolculuk,annemlere Ankara'ya gidiyorum dedim.
Banyoya girdi,uzunca kaldı.Kıyafetlerini ütülemek için ütüyü fişe taktı,orada unutmuş.Makyaj yapmaya koyuldu.
-Haketmediğini biliyorsun değil mi,ne diyeyim...Yolun açık olsun.
Ütüyü hatırladı,tek gözü boyalı ütü yapmak için diğer odaya geçti.Çok ağır hareketlerle ince bir gömlek ütüledi,hemen taktı üstüne.Diğer gözünü de boyarsa günün kalan yarısında,iyiydi.
-Kimseye söyleme,bir tek sen biliyorsun.Haketmediğini biliyorum.
Giyindikten sonra,saate baktı.On dakika içinde evden çıkarsa ne ala,yetişirdi,montunu giymeye niyetlendi.Daha salondan odaya geçemedi ki ağlamaya başladı.Evin içinde hızlı adımlarla ağlıyordu.Bir süre yalnızca ağladı.Peçete almak için mutfak masasına doğru yürüyor,burnu akmasın diye çabalıyordu.Burnu akarsa temizlemek gerekecekti,ne zor iş.Ağlaması diner gibi oldu,ince ince yağıyordu,peçete gerekmezdi.Gitmemek için bahane aradığını düşündü,bahaneye gerek bile kalmamıştı bu on dakikada ağladığına göre artık yetişemezdi.Hiçbir şey yokmuş,güzel bir günmüş gibi salondaki kanepeye oturdu.
ve orada kaldı.
Elini telefona attı,numarayı ezbere bilmediğinden,önce numarayı buldu,tuşladı ve aradı.Uzun uzun çaldı,açmakta şüpheleniyordu karşıdaki evet.
Panik olmuştur şimdi,benim aradığımı ne bilsin!Onun bu kod numarasıyla bir ben ararım,ya da annem.Annem ise ne diyeceğini bilemez,bir yalan var ise ortada anneme ne diyecek?
Kapanmasına yakın açıldı telefon,titrek bir ses tonuyla cevap geldi( onun seni böyle zamanlarda hep titrektir)
-efendim?
-benim canım
-nerdesin sen?
-evdeyim,aslında gelecektim de artık yetişemem-evde misin?e Hatay?
-ne Hatay'ı?
-gidiyorum dedin
-Yo,niye gideyim?
Bir süre küfretti karşıdaki,hırsla ondan herşeyi bekleyeceğini,sağının solunun belli olmayacağını,çok kızdığını söyledi.Sonra bir açıklama bekler gibi sustu telefonun ucundaki titrek ses.Açıklama gelmedi,birkaç şey daha söyledi,sustu.Yine cevap gelmedi.Bu boş konuşmalarından ardından,telefonu kapatması gerektiğini düşündü titrek sese karşı ne dese bilemedi çünkü fatura yazıyordu,çok gelen faturalar huzur kaçırırdı.
-İşin bitince bana gel
-ama işim var
-ben de onu diyorum ya bitince gel
Telefonu kapattı.Ağır hareketlerle bir şarkı açtı.Aç karnına içilen sigaraları severdi,acıyı ikiye katlar gibi...Sigarayı yakabilirmiş,Hatay'a gerçekten gidebilirmiş,insanlar buna inanırmış.Belki gitmeyi düşünmüştür,şakanın böylesi olmazdı değil mi?
7 Şubat 2013 Perşembe
Ne kalın perdedir o,koyu kırmızı.Bir gün üzerimize düşecek diye korkarım.İnsan başını eğer de ayaklarına bakar,başını kaldırdığında iş işten geçmiştir.Esiri olmuşsunuzdur tepenizdeki ışığın ve karşınızdaki karanlığın.Nefesleri duyarsınız,sıcak bir buhar gibi değer geçer teninizden.
Dağları yutmuş gibi şişer karnınız,içinizden volkan olur çıkar;kimi ince bir ağlama,kimi geniş bir kahkaha.
İnsana insanı gösterme sanatı bu.
İnsana olduğunu,olabileceği ve olamayacağını.
ve kimse görmez içinizdeki patapatapatapatapata atan et parçasını.Artık ''insan'' olmuşsunuzdur,sırf kendilerini görmeleri için,bilmeleri...Gözleriyle biraz olsun yaşama dokunabilmeleri için.
Siz söndüğünüzde onlar yanar.
İnsan aklı alamayacak kadar bir kısa süre,sonrası uğultular,konuşmalar.
Ve o perde indiğinde çoktan,hangisi olacağınızı şaşırırsınız;ayağına bakan bir deli mi,gözlere bakan bir deli mi?
Doğrudur,herkes bir şey için delidir biraz.
Dağları yutmuş gibi şişer karnınız,içinizden volkan olur çıkar;kimi ince bir ağlama,kimi geniş bir kahkaha.
İnsana insanı gösterme sanatı bu.
İnsana olduğunu,olabileceği ve olamayacağını.
ve kimse görmez içinizdeki patapatapatapatapata atan et parçasını.Artık ''insan'' olmuşsunuzdur,sırf kendilerini görmeleri için,bilmeleri...Gözleriyle biraz olsun yaşama dokunabilmeleri için.
Siz söndüğünüzde onlar yanar.
İnsan aklı alamayacak kadar bir kısa süre,sonrası uğultular,konuşmalar.
Ve o perde indiğinde çoktan,hangisi olacağınızı şaşırırsınız;ayağına bakan bir deli mi,gözlere bakan bir deli mi?
Doğrudur,herkes bir şey için delidir biraz.
1 Şubat 2013 Cuma
Günlerden Şubat.Kar-kış-kıyamet...Üçü de yok bugün.
Günlerden Şubat.Kar-kış-kıyamet...Üçü de yok bugün.
''Sevda baştan gitmiyor sarılıp yatmayınca''
Koştuk,indik merdivenlerden.Eli yüzü akça bir sevda çıktı karşımıza-kaşları gün kurusu.Aldık da anne olduk onunla,her güne yeni o'nu doğurduk.Düştük,sırtımızda hamal terlerinden incecik örülmüş sepet.Ne içine dolabildik,ne doldurabildik.Boynumuz eğri,burnumuz düştü düşecek...Çirkindik.Altına kaçırmış yirmi yaşında bir çocuk,çocukluğundan utanıp da büyüyememiş biraz,düşen burnumuza dokunup da alay etti.Ağır ağır türküyü mırıldandı,uzaklaştı yıllarından.Sonrası veda.Öyle ki vedaların kalabalığı sessiz olur her zaman.Elbette söylenecek binlerce son söz bulduk,kimini deyiverdik gitmesin diye kimini boğazımızdan eğri boynumuza iğne misali batırdık.Sepet kırıldı,damla damla düştü yere sevdamız.Üstelik çocuğumuz ihanet etti bize.Yıllarca karnımızda büyüttüğümüz o sevda hamurlu çocuk gün geldi de yarı çiğ yarı pişmiş gitti kendi çığlığıyla boğulan türkünün tellerine.
Türkü bitti,şiir başladı.
''Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden''
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

