Ama kaybetmekten çok korkarım kazanmadıklarımı bile. Sanki bir kutu içimde, döner durur köşeleri yamulmuş bir küp, biriktirilen insanlarım.
CAS.
13 Mart 2015 Cuma
Ben hiç ölümden dönmedim. Ölümden dönenler iyi bilirlermiş ışıkları ve mavi- belki beyazdır- parıltıları. Ölüme gitmedim ki hiç, döneyim diye ışıkları bekleyeyim.
Ama kaybetmekten çok korkarım kazanmadıklarımı bile. Sanki bir kutu içimde, döner durur köşeleri yamulmuş bir küp, biriktirilen insanlarım.
- Sana koleksiyonumu göstereyim. İnsan koleksiyonu. Belki hoşlanırsın. Hoşlanırsan bir çay içeriz.
Ama kaybetmekten çok korkarım kazanmadıklarımı bile. Sanki bir kutu içimde, döner durur köşeleri yamulmuş bir küp, biriktirilen insanlarım.
Yalnızlıktan öleceğim sandım o an.
İşte o an, elleri ince bir çocuk sıkmaya başladı soluk borumu. Bileğini ağzıma kadar uzatmış içimden, sakin ol çocuk sakin ol.
Yalın sayılmaz idim. Nasıl oluyordu da yalnız sayılıyordum? Yalın-ızlık.
- Uyu uyan geçer.
Bazen içine gömülmek istiyor insan. Yazık,gömülecek bir iç bulamıyorum. Bazen kafasını gömecek toprak arıyor insan. Yazık ki toprak altı karanlık, bedenimi saklayamayacağımı akıl edebiliyorum.
-Akıl etmek.
Ne zamandır akıl etmek bu denli? Ne zamandır aklı etmek eylemi?
-Zaman.
Zaman dediğin şey ancak anlamadığında güzel. Güzel olan her şey de ancak vitrin arkasından.
-Beğendin mi?
Aman ne hoş! Beğenmeyi seviyoruz. Uzaktan şöyle bir beğenip geçecektim de... Benim olmasın, kaldıramam şimdi. İşin yoksa sev onu, bir ton terane!
Boğazımdaki el çekmiyor. Elini çekmiyor. Zaten sadece bir el. Kal kala bir el kaldı.
El olmak. El gibi olmak (gibisi fazla).
-Türemiş kelimeler.
Yalın basit hali yalnızlığın.
Yalın olmadan yalnız olmanın haliyet-i zımbırtısını buldum. Buna yalın, yalnızlığın yalın hali diyebilirim. Ve bal gibi de sonuna eklerim:
Yalnızlık yalınlığın türemiş hali.
İşte o an, elleri ince bir çocuk sıkmaya başladı soluk borumu. Bileğini ağzıma kadar uzatmış içimden, sakin ol çocuk sakin ol.
Yalın sayılmaz idim. Nasıl oluyordu da yalnız sayılıyordum? Yalın-ızlık.
- Uyu uyan geçer.
Bazen içine gömülmek istiyor insan. Yazık,gömülecek bir iç bulamıyorum. Bazen kafasını gömecek toprak arıyor insan. Yazık ki toprak altı karanlık, bedenimi saklayamayacağımı akıl edebiliyorum.
-Akıl etmek.
Ne zamandır akıl etmek bu denli? Ne zamandır aklı etmek eylemi?
-Zaman.
Zaman dediğin şey ancak anlamadığında güzel. Güzel olan her şey de ancak vitrin arkasından.
-Beğendin mi?
Aman ne hoş! Beğenmeyi seviyoruz. Uzaktan şöyle bir beğenip geçecektim de... Benim olmasın, kaldıramam şimdi. İşin yoksa sev onu, bir ton terane!
Boğazımdaki el çekmiyor. Elini çekmiyor. Zaten sadece bir el. Kal kala bir el kaldı.
El olmak. El gibi olmak (gibisi fazla).
-Türemiş kelimeler.
Yalın basit hali yalnızlığın.
Yalın olmadan yalnız olmanın haliyet-i zımbırtısını buldum. Buna yalın, yalnızlığın yalın hali diyebilirim. Ve bal gibi de sonuna eklerim:
Yalnızlık yalınlığın türemiş hali.
19 Şubat 2015 Perşembe
Karlı kış gecesi, usulca-içimizden işte- o yaz günlerini anarız. Kışın gücüne gitmesin diye alçacık bir ses tonuyla, usulca. Şşş... Bangır bangır tok bir kadın sesi 'zamanında iyimserdik' diyor, Tengrim! cümle kuramıyoruz!
İşte şimdi oldu!
''Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir, her şey de bambaşka gelişebilir miydi? Evet, bunun hayatımın en mutlu anı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu. Derin bir huzurla her yerimi saran o harika altın an belki birkaç saniye sürmüştü, ama mutluluk bana saatlerce, yıllarca gibi gelmişti.''
Orhan bey konuşmaya başladı içimizde. N'olur Orhan bey bu şarkıyı da sen koymuş olamazsın teybe. Noktalama işaretlerinden yoksun bir adamı hatırlattın kış gecesi-üstelik karlı-. Evet, bu karlı gecede saat tam on ikiyi vurduğu zaman, o zamana, yaza gittik. Ben ve diğerleri. Önce benden başlayacağım, yine usulca.
O zaman, güzeldim ben. Şimdiden ne farkı mı var? Yapmayın efendim, gülerdik o zaman. Ağlardık da elbette, ancak tıpkı şarkıdaki tok sesli kadının söylediği gibi, ağlardık fakat umut var idi arkasında. Ailem çoktu. Şimdi bir anne, bir baba bir de kardeşe sahibim. O zamanlar kardeşim, pembe giysilerinde küçücük bir kız kardeşti. Şimdilerde kocaman bir kadın, üstelik pembe eskisi kadar yakışmıyor ona. Babam elleri kocaman bir adamdı, şimdi de elleri kocaman fakat, bana büyük bir insanmışım gibi davranıyor üstelik artık badem şekeri getirmiyor eve gelirken kendim alabilirim çünkü. O zaman, bir avuç insandık fakat kalabalıktık. Hayallerimiz kalabalıktı... Birçok şeye karşıydık ve bir o kadar da neşeli. Ve yine birçoğumuz aşıktık, kimimiz en yakınımızdakine, kimimiz en olmayacak olana. Ancak birlikte seviyorduk işte, birimizin aşkı hepimizin aşkıydı sanki. Ben o zaman, güzeldim. Ne modadan ne süsten anlardım ama güzeldim, anlıyor musun? Gencecik bir çocuk vardı, saçına jöle sürmekle büyüdüğünü sanan. Ve o da aşkı filmlerden, şarkılardan öğrendiği kadar biliyordu; olsun, bana yetiyordu. Güzeldim ben, öyle diyordu. Şimdi mi? Çirkin bir kadın oldum, üstelik modadan anlıyorum.
Biz. Evet, biz Orhan bey. Artık biz olduk, o zamanlar ben idim. O yaz günü, güneş yanaklarımızı yakıyordu şimdiki gibi saatlerce güneş altında yatmadan, öyle güzeldim ki, heyecandan tenim pürüzsüzleşiyordu. Şimdi biz, Orhan beyin cümleleriyle avunuyoruz.
24 Ekim 2014 Cuma
-Yağmur yağarsa saçlarım, kıvrılır birçok yerinden.
Evet böyle diyordum, turuncu ışıklı bir yerlerde. Bu hiç değişmedi. Yani hem bu mevsimde yağmur yapması, hem bu yağmurlu günde siyah giymem hem de saçlarımın bir çok yerinden kıvrılması. Üstelik değişmeyen daha çok şey var.
Evet böyle diyordum, turuncu ışıklı bir yerlerde. Bu hiç değişmedi. Yani hem bu mevsimde yağmur yapması, hem bu yağmurlu günde siyah giymem hem de saçlarımın bir çok yerinden kıvrılması. Üstelik değişmeyen daha çok şey var.
-Adem de 6. günde yaratılmamış mıydı?
Sorular aynı.
-Yalnızlık
Hızla alçalan bulutlar
Karanlık bir ağırlık
Şiir aynı.
Hızla alçalan bulutlar
Karanlık bir ağırlık
Şiir aynı.
Şarkı aynı.
Artık bir şey yapmalıydı. Çünkü aynı karasal memleketin, benzer sokaklarında 'aylak' yürüyüş aynıydı. En kötüsü de, cümleler aynı tonlama ile aynı yerde başlayıp aynı yerde bitiyordu. Sonlarındaki esler bile aynıydı. O nefes veriş ve duruş. Kafa yukarı doğruluyordu. Çene aşağı çekiyordu kendini. Aynı.
Edip geldi.
“Eskittiğimiz yalnızlıklar işe yaramıyor.
Yeni yalnızlıklar bulmalı.
Bulmalı ki insanın anlatacak bir şeyleri olsun…” dedi.
'Peki.' dedim. Sustuk.
Edip geldi.
“Eskittiğimiz yalnızlıklar işe yaramıyor.
Yeni yalnızlıklar bulmalı.
Bulmalı ki insanın anlatacak bir şeyleri olsun…” dedi.
'Peki.' dedim. Sustuk.
23 Eylül 2014 Salı
Neredeyim ben, neredesiniz siz? Ve ancak sizler! Çoğul eki alabilecek, bozuk bilgisayar zımbırtıları, sıfatlar takılan adına abuk subuk, ve yine ancak sizler!
Kaybolduğumuz basitliğin hali. Sönüyor iki iç çekiş arası sardığım tütün, bir ben neredeyim? Nerede yanıp nerede sönüyorum? Ve sizler... Yandınız mı ben hali dışında?
Necip' in ''bekleyen''i gibi olamayız ki artık bu kahpe zamanda.
-Ben mezarla sırdaş olur beklerim
Kaşımı kirpiğimi yakıyorum tütün derdine, yine.
- buruşmuş çocuk balonları
gibi kaldırıldı
kentin
putları
ve
eski fotoğrafları -
Kaybolduğumuz basitliğin hali. Sönüyor iki iç çekiş arası sardığım tütün, bir ben neredeyim? Nerede yanıp nerede sönüyorum? Ve sizler... Yandınız mı ben hali dışında?
Necip' in ''bekleyen''i gibi olamayız ki artık bu kahpe zamanda.
-Ben mezarla sırdaş olur beklerim
Kaşımı kirpiğimi yakıyorum tütün derdine, yine.
- buruşmuş çocuk balonları
gibi kaldırıldı
kentin
putları
ve
eski fotoğrafları -
12 Eylül 2014 Cuma
unutulmuş kızlar balladı
Bir şiir çekiyorum bahtımıza! Heyhat!
Attila geçti elime gecenin bu vakti, ama ben bu şarkılarda şiir yazamam. Ay çepeçevre, tam daire, dolunay diyorsunuz. Kiminin kederi makbuldür, benim kedersizliğim eminim.
-Yağmur yağarsa kıvrılır saçlarım bir çok yerinden.
Ayağıma ona yazılmış şiirler dolanıyor, vallahi ben istemiyorum. Artık neresinin acıdığını bilmez kimileri, tekrar tekrar başlayıp tekrarla bittiği tarihlerin birinde. İnadına yaşamak, yaşamak inadına, yaşamda inatla. Unutmak ve kelimelerin anıldığı her an hatıra düşmesi-paradoksların birinde işte!
Hamd olsun.
Elleri sevilen bir çocuk hatrına, şu kelimeleri dahi silerek bahtımıza şiir çekiyorum: Attila İlhan, buyrun efendim...
Bilinmez nerde bitmiş hangisi nerde başlar
unutulmuş kızları mevsimlik sevdaların
yalnızlığa uzun kanlıca'da bir çınar
savrulan yaprakları hicranlı sonbaharın
unutulmuş kızları mevsimlik sevdaların
porno bir romandan birisi çıplak çıkar
öbürü bir fotoğraf cebinde her oğlanın
bazıları evlenir evlenmez boşanmışlar
ne adresi belli ne adı bazılarının
unutulmuş kızları mevsimlik sevdaların
yıldızlar prensesi oysa bir zamanlar
suyundan çıktıkları masmavi aynaların
kime dokunsalardı birden tutuşup yanar
islak sıcaklığından kalın dudaklarının
unutulmuş kızlar mevsimlik sevdaların
esk şarkılara mı yoksa saklanmışlar
tramvay duraklarına belki rüyaların
harcanmış mutluluk ümitleridir yaşar
içinde bir yerinde mutsuz ihtiyarların
unutulmuş kızları mevsimlik sevdaların
Attila geçti elime gecenin bu vakti, ama ben bu şarkılarda şiir yazamam. Ay çepeçevre, tam daire, dolunay diyorsunuz. Kiminin kederi makbuldür, benim kedersizliğim eminim.
-Yağmur yağarsa kıvrılır saçlarım bir çok yerinden.
Ayağıma ona yazılmış şiirler dolanıyor, vallahi ben istemiyorum. Artık neresinin acıdığını bilmez kimileri, tekrar tekrar başlayıp tekrarla bittiği tarihlerin birinde. İnadına yaşamak, yaşamak inadına, yaşamda inatla. Unutmak ve kelimelerin anıldığı her an hatıra düşmesi-paradoksların birinde işte!
Hamd olsun.
Elleri sevilen bir çocuk hatrına, şu kelimeleri dahi silerek bahtımıza şiir çekiyorum: Attila İlhan, buyrun efendim...
Bilinmez nerde bitmiş hangisi nerde başlar
unutulmuş kızları mevsimlik sevdaların
yalnızlığa uzun kanlıca'da bir çınar
savrulan yaprakları hicranlı sonbaharın
unutulmuş kızları mevsimlik sevdaların
porno bir romandan birisi çıplak çıkar
öbürü bir fotoğraf cebinde her oğlanın
bazıları evlenir evlenmez boşanmışlar
ne adresi belli ne adı bazılarının
unutulmuş kızları mevsimlik sevdaların
yıldızlar prensesi oysa bir zamanlar
suyundan çıktıkları masmavi aynaların
kime dokunsalardı birden tutuşup yanar
islak sıcaklığından kalın dudaklarının
unutulmuş kızlar mevsimlik sevdaların
esk şarkılara mı yoksa saklanmışlar
tramvay duraklarına belki rüyaların
harcanmış mutluluk ümitleridir yaşar
içinde bir yerinde mutsuz ihtiyarların
unutulmuş kızları mevsimlik sevdaların
30 Ağustos 2014 Cumartesi
Tengri ile konuşma
Zavallı ve muhtaç bir akşam üstü, bulutların gezintiye çıktığı hikayelerle gelir hep. Hani ışığı yaksak da olur yakmasak da, öyle bir vakit işte. Acınacak bir aşktan arda kalanlarla, onun dışında koynuna girme girişimi oluşmuş kadın ve erkeklerden bir şey kalmadığına da üzülürüz yetmez gibi. Sonra bir sabah, onun sevgisizliği sular gibi akar aklımıza. Buna dank etme durumu diyoruz. Denk eder aslında. Denk! diye eşittir yalnızlığımızın sebebi ile sevgisizliğimizin sebebi.
Bu akşam üstü de denk etti bir şeyler. Kıvrandık portakal çiçeği kokusunda. Lütfen tengrim! Lütfen! Portakal çiçekleri kadar bari olsa mutlu olabilmeliyiz... Lütfen tengrim! Adına ne dersem diyeyim hangi dilde olursan ol tengri, ilah, yaratan... Sensin işte. Tengrim. Sevilmemeyi bu kadar da hak etmedik doğrusu!
Bu akşam üstü de denk etti bir şeyler. Kıvrandık portakal çiçeği kokusunda. Lütfen tengrim! Lütfen! Portakal çiçekleri kadar bari olsa mutlu olabilmeliyiz... Lütfen tengrim! Adına ne dersem diyeyim hangi dilde olursan ol tengri, ilah, yaratan... Sensin işte. Tengrim. Sevilmemeyi bu kadar da hak etmedik doğrusu!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)