13 Mart 2015 Cuma

Yalnızlıktan öleceğim sandım o an.
İşte o an, elleri ince bir çocuk sıkmaya başladı soluk borumu. Bileğini ağzıma kadar uzatmış içimden, sakin ol çocuk sakin ol.

Yalın sayılmaz idim. Nasıl oluyordu da yalnız sayılıyordum? Yalın-ızlık.
- Uyu uyan geçer.
Bazen içine gömülmek istiyor insan. Yazık,gömülecek bir iç bulamıyorum. Bazen kafasını gömecek toprak arıyor insan. Yazık ki toprak altı karanlık, bedenimi saklayamayacağımı akıl edebiliyorum.
-Akıl etmek.
Ne zamandır akıl etmek bu denli? Ne zamandır aklı etmek eylemi?
-Zaman.
Zaman dediğin şey ancak anlamadığında güzel. Güzel olan her şey de ancak vitrin arkasından.
-Beğendin mi?
Aman ne hoş! Beğenmeyi seviyoruz. Uzaktan şöyle bir beğenip geçecektim de... Benim olmasın, kaldıramam şimdi. İşin yoksa sev onu, bir ton terane!

Boğazımdaki el çekmiyor. Elini çekmiyor. Zaten sadece bir el. Kal kala bir el kaldı.
El olmak. El gibi olmak (gibisi fazla).
-Türemiş kelimeler.
Yalın basit hali yalnızlığın.
Yalın olmadan yalnız olmanın haliyet-i zımbırtısını buldum. Buna yalın, yalnızlığın yalın hali diyebilirim. Ve bal gibi de sonuna eklerim:
Yalnızlık yalınlığın türemiş hali.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder