Bu akşam üstü de denk etti bir şeyler. Kıvrandık portakal çiçeği kokusunda. Lütfen tengrim! Lütfen! Portakal çiçekleri kadar bari olsa mutlu olabilmeliyiz... Lütfen tengrim! Adına ne dersem diyeyim hangi dilde olursan ol tengri, ilah, yaratan... Sensin işte. Tengrim. Sevilmemeyi bu kadar da hak etmedik doğrusu!
30 Ağustos 2014 Cumartesi
Tengri ile konuşma
Zavallı ve muhtaç bir akşam üstü, bulutların gezintiye çıktığı hikayelerle gelir hep. Hani ışığı yaksak da olur yakmasak da, öyle bir vakit işte. Acınacak bir aşktan arda kalanlarla, onun dışında koynuna girme girişimi oluşmuş kadın ve erkeklerden bir şey kalmadığına da üzülürüz yetmez gibi. Sonra bir sabah, onun sevgisizliği sular gibi akar aklımıza. Buna dank etme durumu diyoruz. Denk eder aslında. Denk! diye eşittir yalnızlığımızın sebebi ile sevgisizliğimizin sebebi.
Bu akşam üstü de denk etti bir şeyler. Kıvrandık portakal çiçeği kokusunda. Lütfen tengrim! Lütfen! Portakal çiçekleri kadar bari olsa mutlu olabilmeliyiz... Lütfen tengrim! Adına ne dersem diyeyim hangi dilde olursan ol tengri, ilah, yaratan... Sensin işte. Tengrim. Sevilmemeyi bu kadar da hak etmedik doğrusu!
Bu akşam üstü de denk etti bir şeyler. Kıvrandık portakal çiçeği kokusunda. Lütfen tengrim! Lütfen! Portakal çiçekleri kadar bari olsa mutlu olabilmeliyiz... Lütfen tengrim! Adına ne dersem diyeyim hangi dilde olursan ol tengri, ilah, yaratan... Sensin işte. Tengrim. Sevilmemeyi bu kadar da hak etmedik doğrusu!
20 Ağustos 2014 Çarşamba
Sevgilim üzgünüm İclalimsi tavrı almış sevgimden. Üzgünüm besleyip büyüttüğüm tüm şarkıların sana ihanetinden. Bilirsin gidenin ardından yazılır çoğu acı. Hem gitmesen yalnızlığa dair olmayacaktı aidiyet.
ooo... Hoş geldiniz!
Hoş geldin korkuyu bekleyen Oğuz
Hoş geldin Attila, ayrılığa dahiliyeti de mi getirdin yoksa
Hoş geldin Hasan Ali iyi ki yalnızlık kelimesini getirdin yanında...
Hoş geldiniz!
Özleşmişiz değil mi... Avuç içlerim bile özlemiş sözlerinizin ardındakileri. İnanın bana.
İnanmıyor musunuz?
Haklısınız. Belki unutup da sizleri, birkaç şiir girişimim olduysa onun kirpiklerine... Sizleri unuttuysam, olur mu öyle şey azizim! Sizden öğrendiysem şiirleri.
İlhan nerede? O da gelsin... Ya da Edip? Martısını gördüm geçenlerde, bir de onun kirli Ağustosu omuzlarımda sevişti bir az. Söylemeyin ona, kirli Ağustosunu sevdiğimi. Akılda kalan o üç-beş otel ona aitse sadece, yalan. Aklımda ondokuz oluşumu kaybettiğim otel çınlıyor.
Bir gün önceki sevişmelerin fotoğraflarını dillendiren adamlar sizi! Hey gidim hey!
Üzgünüm.
Böyle sevdiğim için.
Çekip gitsin isterdim tırnaklarımın birinin ucundan...
Ancak gitmeseydi birileri, bitermiş gibi kavuşunca mutlu sonlar, böyle unutulmazdı Yaseminler. Tedirgin gülümsemez, ayrılık sevdaya dahil olmazdı. İyi ki... İyi ki diyorum... Kirpikler ve eller aşkına!
ooo... Hoş geldiniz!
Hoş geldin korkuyu bekleyen Oğuz
Hoş geldin Attila, ayrılığa dahiliyeti de mi getirdin yoksa
Hoş geldin Hasan Ali iyi ki yalnızlık kelimesini getirdin yanında...
Hoş geldiniz!
Özleşmişiz değil mi... Avuç içlerim bile özlemiş sözlerinizin ardındakileri. İnanın bana.
İnanmıyor musunuz?
Haklısınız. Belki unutup da sizleri, birkaç şiir girişimim olduysa onun kirpiklerine... Sizleri unuttuysam, olur mu öyle şey azizim! Sizden öğrendiysem şiirleri.
İlhan nerede? O da gelsin... Ya da Edip? Martısını gördüm geçenlerde, bir de onun kirli Ağustosu omuzlarımda sevişti bir az. Söylemeyin ona, kirli Ağustosunu sevdiğimi. Akılda kalan o üç-beş otel ona aitse sadece, yalan. Aklımda ondokuz oluşumu kaybettiğim otel çınlıyor.
Bir gün önceki sevişmelerin fotoğraflarını dillendiren adamlar sizi! Hey gidim hey!
Üzgünüm.
Böyle sevdiğim için.
Çekip gitsin isterdim tırnaklarımın birinin ucundan...
Ancak gitmeseydi birileri, bitermiş gibi kavuşunca mutlu sonlar, böyle unutulmazdı Yaseminler. Tedirgin gülümsemez, ayrılık sevdaya dahil olmazdı. İyi ki... İyi ki diyorum... Kirpikler ve eller aşkına!
16 Ağustos 2014 Cumartesi
Aşk Hikayesi
Dostlar sabah beş ile akşam beş arasında tam tamına on iki saat vardır. Bu on iki saatte neler değişebilir? Eğer uyursanız hiçbir şey değişmez. Bir ölüm rüyası, bir kaç bilinçaltı yansıması dışında araya en fazla bir kaç telefon konuşması sığdırarak sağa sola dönmeli uykudayken siz, ayrılıklar ve aşklar yaşanabilir.
Bir adam ve kadın var idi. Kadın elleriyle büyütüyordu erkeği, kendine aşkından bir adam yaratmıştı. Besliyor, saçlarını tarıyor, mütemadiyen seviyordu. Erkeğin her gitme girişimine mantıklı aklamalar bulmuş, onu her zaman gidiş girişiminden döndürmüştü. Üstelik sevildiğine öyle inandırılmıştı ki kadın, aklama konusunda asla alternatif düşüncelere giremezdi.
Günler art arda halayımsı vaziyetlerde takılmış gelecekte birgün'e doğru koşuyordu. Olabilecek her şey var idi. Sevgi, eğlence, çoğalan anılar... Elbette gelecek sorumluluğu ertelenerek yaşanıyordu bunlar. İki ev arası birkaç şahısla sınırlandırılmış bu hikayede aslında hiçbir şey pek de önemli değildi. Çünkü sevgi baki olacaktı, buna inanılıyordu.
Kadın için 'her şey' olan ve gözler önünde büyüyen erkek, o kadının adamı, yılların ardından yollara düştü. Halbuki günümüzde yollar canına yandığımız teknoloji ile indirgenmiş uzaklıklara dönüşüyordu. Hasret de indirgeniyordu dolayısı ile çünkü acıkmıyorduk gözlere, sözlere, yüzlere.
Gelecekten bir gün geldi. O günün hemen öncesi sevilmişti oysa ki kadın. Her şey aynıydı. Gelecekten o günde, şişenin dibinde kalamamış sıvı sığınak, erkeğin midesine inince, diline sözler olarak düşüverdi. İtiraf olarak algılanabilecek bu durumda, hikayeye başka bir kadın dahil oluyordu ve bu kadının gizemi bu hikaye bitse bile sürecekti. Ayrılık girdi sahneye işte. Ne yazık ki adama 'siktir git' diyebiliyorsun da, ''Ayrılık, bi' siktir git!'' diyemiyorsun.
Bu noktada, bir 'itlik' meselesine dönüşüyor hikaye. Soruların çeşitliliği arttıkça artacak, ancak cevap alınamayacaktı. Aldatılma ile biten bir hikaye aldatma ile biten bir hikayeyi döver.
Bir adam ve kadın var idi. Kadın elleriyle büyütüyordu erkeği, kendine aşkından bir adam yaratmıştı. Besliyor, saçlarını tarıyor, mütemadiyen seviyordu. Erkeğin her gitme girişimine mantıklı aklamalar bulmuş, onu her zaman gidiş girişiminden döndürmüştü. Üstelik sevildiğine öyle inandırılmıştı ki kadın, aklama konusunda asla alternatif düşüncelere giremezdi.
Günler art arda halayımsı vaziyetlerde takılmış gelecekte birgün'e doğru koşuyordu. Olabilecek her şey var idi. Sevgi, eğlence, çoğalan anılar... Elbette gelecek sorumluluğu ertelenerek yaşanıyordu bunlar. İki ev arası birkaç şahısla sınırlandırılmış bu hikayede aslında hiçbir şey pek de önemli değildi. Çünkü sevgi baki olacaktı, buna inanılıyordu.
Kadın için 'her şey' olan ve gözler önünde büyüyen erkek, o kadının adamı, yılların ardından yollara düştü. Halbuki günümüzde yollar canına yandığımız teknoloji ile indirgenmiş uzaklıklara dönüşüyordu. Hasret de indirgeniyordu dolayısı ile çünkü acıkmıyorduk gözlere, sözlere, yüzlere.
Gelecekten bir gün geldi. O günün hemen öncesi sevilmişti oysa ki kadın. Her şey aynıydı. Gelecekten o günde, şişenin dibinde kalamamış sıvı sığınak, erkeğin midesine inince, diline sözler olarak düşüverdi. İtiraf olarak algılanabilecek bu durumda, hikayeye başka bir kadın dahil oluyordu ve bu kadının gizemi bu hikaye bitse bile sürecekti. Ayrılık girdi sahneye işte. Ne yazık ki adama 'siktir git' diyebiliyorsun da, ''Ayrılık, bi' siktir git!'' diyemiyorsun.
15 Ağustos 2014 Cuma
Beş oldu mu saat yeni gün resmiyetten ziyade fiilen başlar, bir yaz günü ezanının ardından. Eğer merkezin de merkezinde oturuyorsanız bir şehrin, eksilmeyen gürültüye yeni sedalar eklenir. Süper marketler açılır-9'dan aşağısı zor biraz-, gizlice, kapı kilidi yokmuş gibi. Tırtırtır inen o demir şeyler ya da iri kilitler bakkal amcalarda kaldı. Bakkal amcalar mahalleyi en iyi tanıyandı (Erdal bakkal metaforu kardeş). Hem leblebi tozu ve sakız ile özdeşleşmiş bir çocukluk için marketler, Instagramda ünlü takip edince onunla arkadaş olmayı zannetmeye benzer. Ne sanıyordunuz ya! Elbette alışverişte kendimizi kaybedeceğiz.
Yalnız Değiliz'den seçmeler
Biliyor musun en çok ne istemiştim?
Ben bilmiyorum diyebilirim.
Ama en çok işte...
Sevilmektir mesela. Sevilmek ve sonsuza dek, sevilen bir kadın gibi davranabilmek.
Biliyor musun sen neden gittiğini?
Ben bilmiyorum, tillahi.
İnanmayacaksın ama, gitmene kızmaktan çok dönmemene kızıyorum. Bu yazı kelimelerimi algılamıyor benim. Bu yazı anlamıyor beni. Ama seni biliyor gibi, her kelime madem yalnız değiliz bir şey olmaz diyor.
Anlatabileceğim çok şey var ancak geçmişten, sana geleceğe dair şarkılar söyleyemiyorum, üzgünüm.
İşte söylemek istediğim onca düş'ünce ürününden bir tanesi. Salt. ''Üzgünüm''
Üzgünüm deyip, kaçabilir miyim? Aklının ziline basıp ''üzgünüm'', kaçtım. Koşarken arkama bakabilirim de bakmayabilirim de bu senin kapıyı açıp açmadığını görme merakı değil de yakalanma merakıdır daha çok. Yani seni ilgilendirmez. Seni ilgilendiren şeyler aslında benim üzgün olduğum bile değildir. Muhtemelen, o üzünç hale getirme davranışına ham madde olmuş karakterindir. Bu cümleyi yazı anlayacak sen anlamayacaksın.
Bir mektup yazmak istiyorum.
Sevgili Eylül, gelmeni dört gözle bekliyoruz. Sana tuhaf anlamlar yükledik biz. Biz kim miyiz? Madem yalnız değiliz bize bir şey olmaz. Bu karasal memleketten gemi kalkmasının ihtimalini yok sayarak, şarkılara başka küçük gemiler sığdırıyoruz. Hüsnücüğüm Arkan benim adıma bir şeyler söyleyecek. Selamlar.
Ben bilmiyorum diyebilirim.
Ama en çok işte...
Sevilmektir mesela. Sevilmek ve sonsuza dek, sevilen bir kadın gibi davranabilmek.
Biliyor musun sen neden gittiğini?
Ben bilmiyorum, tillahi.
İnanmayacaksın ama, gitmene kızmaktan çok dönmemene kızıyorum. Bu yazı kelimelerimi algılamıyor benim. Bu yazı anlamıyor beni. Ama seni biliyor gibi, her kelime madem yalnız değiliz bir şey olmaz diyor.
Anlatabileceğim çok şey var ancak geçmişten, sana geleceğe dair şarkılar söyleyemiyorum, üzgünüm.
İşte söylemek istediğim onca düş'ünce ürününden bir tanesi. Salt. ''Üzgünüm''
Üzgünüm deyip, kaçabilir miyim? Aklının ziline basıp ''üzgünüm'', kaçtım. Koşarken arkama bakabilirim de bakmayabilirim de bu senin kapıyı açıp açmadığını görme merakı değil de yakalanma merakıdır daha çok. Yani seni ilgilendirmez. Seni ilgilendiren şeyler aslında benim üzgün olduğum bile değildir. Muhtemelen, o üzünç hale getirme davranışına ham madde olmuş karakterindir. Bu cümleyi yazı anlayacak sen anlamayacaksın.
Bir mektup yazmak istiyorum.
14 Ağustos 2014 Perşembe
feeling good
Her yaşta ve mevsimde hatta her günde aynı ve farklı hisleri uyandırabilecek bir musiki var ise Nina Simone içindir diyebilirim. Zavallı kalabalık çoğalıyor ve yalınlığı değil belki ama yalnızlığı fark etmek güçleşiyor. Aksi gibi daha yalnız.. Herkese yakışan bir şarkı var entari gibi. Entarisi bu noktada ala benziyor. Al deyip geçmeyelim kimileri için Al, yazma oluyor da acı bir aşka dönüşüveriyor. Hep diyorum, İlyas gitme evladım, sevgi emek mi ben çözemedim, kal da görelim ne imiş. Zira Asya hala seni seviyor, sevgi nasıl emek oluveriyor? Hem ne babayiğit adamdı şu yol ustası. Erdemin vücut bulmuş hali mübarek, ben olsam İlyas'ı döverdim. Yetinmez, Asya' yı kapıdan baktırmazdım, sonuçta nikahı basmış insanım. Hayır Asya sana ne oluyor pardon? Yok yok sana kızmaktan vazgeçtim, bekledin be güzelim sen... Sen ki kocanı öyle öpmedin göğsünden.
Yol ustasını arıyor günümüz kadınları. Ne yapsınlar, hepsinin üzerinden kamyon gibi geçmiş bir İlyas vakası. İlyaslar çok sevilir amma ve lakin kıymet bilmezler. Asyalar tecrübelenir ve yol ustalarını beklemeye koyulurlar. Devir değişti, yol ustaları artık gelmiyor. Kadınlar için yol ustaları, olgun erkeğin modellendiği bir yapıt. Bu devirde İlyas olmak kolay, mesele yol ustası olabilmekte ve benzeri cümleler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)