Bir adam ve kadın var idi. Kadın elleriyle büyütüyordu erkeği, kendine aşkından bir adam yaratmıştı. Besliyor, saçlarını tarıyor, mütemadiyen seviyordu. Erkeğin her gitme girişimine mantıklı aklamalar bulmuş, onu her zaman gidiş girişiminden döndürmüştü. Üstelik sevildiğine öyle inandırılmıştı ki kadın, aklama konusunda asla alternatif düşüncelere giremezdi.
Günler art arda halayımsı vaziyetlerde takılmış gelecekte birgün'e doğru koşuyordu. Olabilecek her şey var idi. Sevgi, eğlence, çoğalan anılar... Elbette gelecek sorumluluğu ertelenerek yaşanıyordu bunlar. İki ev arası birkaç şahısla sınırlandırılmış bu hikayede aslında hiçbir şey pek de önemli değildi. Çünkü sevgi baki olacaktı, buna inanılıyordu.
Kadın için 'her şey' olan ve gözler önünde büyüyen erkek, o kadının adamı, yılların ardından yollara düştü. Halbuki günümüzde yollar canına yandığımız teknoloji ile indirgenmiş uzaklıklara dönüşüyordu. Hasret de indirgeniyordu dolayısı ile çünkü acıkmıyorduk gözlere, sözlere, yüzlere.
Gelecekten bir gün geldi. O günün hemen öncesi sevilmişti oysa ki kadın. Her şey aynıydı. Gelecekten o günde, şişenin dibinde kalamamış sıvı sığınak, erkeğin midesine inince, diline sözler olarak düşüverdi. İtiraf olarak algılanabilecek bu durumda, hikayeye başka bir kadın dahil oluyordu ve bu kadının gizemi bu hikaye bitse bile sürecekti. Ayrılık girdi sahneye işte. Ne yazık ki adama 'siktir git' diyebiliyorsun da, ''Ayrılık, bi' siktir git!'' diyemiyorsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder