16 Ağustos 2014 Cumartesi

Aşk Hikayesi

Dostlar sabah beş ile akşam beş arasında tam tamına on iki saat vardır. Bu on iki saatte neler değişebilir? Eğer uyursanız hiçbir şey değişmez. Bir ölüm rüyası, bir kaç bilinçaltı yansıması dışında araya en fazla bir kaç telefon konuşması sığdırarak sağa sola dönmeli uykudayken siz, ayrılıklar ve aşklar yaşanabilir.

Bir adam ve kadın var idi. Kadın elleriyle büyütüyordu erkeği, kendine aşkından bir adam yaratmıştı. Besliyor, saçlarını tarıyor, mütemadiyen seviyordu. Erkeğin her gitme girişimine mantıklı aklamalar bulmuş, onu her zaman gidiş girişiminden döndürmüştü. Üstelik sevildiğine öyle inandırılmıştı ki kadın, aklama konusunda asla alternatif düşüncelere giremezdi.

Günler art arda halayımsı vaziyetlerde takılmış gelecekte birgün'e doğru koşuyordu. Olabilecek her şey var idi. Sevgi, eğlence, çoğalan anılar... Elbette gelecek sorumluluğu ertelenerek yaşanıyordu bunlar. İki ev arası birkaç şahısla sınırlandırılmış bu hikayede aslında hiçbir şey pek de önemli değildi. Çünkü sevgi baki olacaktı, buna inanılıyordu.

Kadın için 'her şey' olan ve gözler önünde büyüyen erkek, o kadının adamı, yılların ardından yollara düştü. Halbuki günümüzde yollar canına yandığımız teknoloji ile indirgenmiş uzaklıklara dönüşüyordu. Hasret de indirgeniyordu dolayısı ile çünkü acıkmıyorduk gözlere, sözlere, yüzlere.

Gelecekten bir gün geldi. O günün hemen öncesi sevilmişti oysa ki kadın. Her şey aynıydı. Gelecekten o günde, şişenin dibinde kalamamış sıvı sığınak, erkeğin midesine inince, diline sözler olarak düşüverdi. İtiraf olarak algılanabilecek bu durumda, hikayeye başka bir kadın dahil oluyordu ve bu kadının gizemi bu hikaye bitse bile sürecekti. Ayrılık girdi sahneye işte. Ne yazık ki adama 'siktir git' diyebiliyorsun da, ''Ayrılık, bi' siktir git!'' diyemiyorsun.

Bu noktada, bir 'itlik' meselesine dönüşüyor hikaye. Soruların çeşitliliği arttıkça artacak, ancak cevap alınamayacaktı. Aldatılma ile biten bir hikaye aldatma ile biten bir hikayeyi döver.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder